EĞİTİMKÜLTÜR SANATTÜRKÇE

HAZARALAR’IN HALK İNANÇLARI

Halk inançları ile alakalı çalışma

HAZARA TÜRKLERİ

 

 

Hazaralar, Afganistan’ın ortasında bulunan dağlık Hazaracat bölgesinde yaşarlar. “Besut” aşireti, saf Hazara sayılmaktadır. Diğer aşiretlere ait Hazaralar ise Tacikler ve Peştunlar’la evlilik yoluyla kaynaşmış ve belli derecede onların kültürlerinden etkilenmişlerdir.

 

32 milyon  olan Afganistan  nüfusunun  üçte birinden fazlası Türklerden oluşmaktadır. Afganistan’ın kuzeyinde 6 milyon civarında Özbek ve Türkmen Türkü yaşamaktadır. İran yönetimi tarafından Fars ve Medyen kökenli olarak propangandası yapılan Hazara Türklerinin nüfusu ise 1991 yılındaki Birleşmiş Milletler sayımına göre 6,5 milyondur.Çoğunlukla Bamyan, Paryan, Kabil, Meydan, Gazne, Hor, Kunduz, Belh (Mezar-ı Şerif) şehirlerinde yaşamaktadırlar.

 

Kültürel olarak Fars etkisinde kalan Hazara Türkleri, Türkçe (Özbek lehçesi) ve Farsça karışımı bir dili kullanmaktadırlar. Fars etkisinden şikayetçi olan Hazara Türkleri ,1990 ların sonunda dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazarak eğitim sisteminde Farsça kitaplar okumak zorunda kaldıklarını belirtmiş ve Türkçe hazırlanan kitaplar talep etmişlerdi.  Bir ikinci istek ise yine dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın Afganistan gezisi esnasında dile getirilmiş, Yılmaz’a Hazara Türklerinin tarihi ve kültürleri ile ilgili 9 adet kitap verilerek bunların Türkiye’de bastırılması istenmişti.

 

Afganistan’da yaşayan ve nüfusları %35’e varan Türkler hakkında maalesef Türk Dünyası yeterli bilgiye sahip değildir. Afganistan’da yaşayan en büyük Türk grubu olan Hazaralar’ın tarihi ve etnolojik yapısıyla ilgili çalışmaların Türkçe olmaması ise ayrı bir sorun yaratmaktadır.

 

Tarihçilerin birçoğu , Hazaralar’ı Moğol olarak kabul etmemektedirler. Ona göre Hazaralar, tamamen Türk olup Afganistan’da hâkim olan Mengü Han (1284-1292) zamanında bugünkü yaşadıkları bölgede yerleşmişlerdir.( H.J.Welz, Külliyat-i Tarih)

 

 

Hicri III. ve IV. yüzyıla ait tarih ve edebiyat metinlerinde Hazaralar, Garçe  Türkleri olarak zikredilmiştir. Dr. Cavit ve Ömer Salih’e göre Hazaralar, Moğollardan önce Garze (Garçe) olarak bilinmekteydiler. Hazaralar, Ural Altay kavimlerine mensupturlar ve Gur hükümdarları bu kavimdendirler.( Hac Kazım Yezdani, Defâi Hazaraha Az İstiklal ve Tamamiyeti Arzi-yi Afganistan)

 

 

 

Hazaralar’ın etnolojik yapısıyla ilgili çeşitli görüşler hem Batılı hem de Afganistanlı araştırmacılar tarafından ortaya konulmuştur. Ama öne sürülen görüşlerin bir çoğunun Hazaralar’ın sosyo-kültürel gerçekleriyle uyuşmazlık halinde olduğu görülmektedir. Batılı araştırmacıların bir çoğu Hazaralar üzerinde araştırma yaparken Hazaracât’a gitmemişler ve ikinci elden kaynakları kullanmışlardır. Bu, sosyolojik açıdan ve özellikle bir milletin etnolojisi ve antropolojisi söz konusu iken kabul edilemez. Afganistanlı araştırmacıların bazıları Hazaralar’ın etnolojik yapısını ortaya koymak için Hazara kelimesi üzerinde yoğunlaşmışlar ve teorilerini bu çerçeve üzerinde ortaya koymuşlardır.(Hasan Poladi, The Hazaras)

 

 

 

Hazaralar, yaşadıkları yerlerin isimleri ve mensup oldukları boy isimlerine göre sınıflandırılmaktadır. Ayrıca bazı Hazaralar’ın boy isimleri Day ile başlamaktadır. Day ile başlayan Hazara boyları, Hazaralar’ın en kalabalık boylarını meydana getirmektedir. Bu boylara ait alt gruplar da mevcuttur.

 

Day, güçlü ve cesur anlamlarına gelmektedir. Bu kelime Çinli’lerden Moğollar’a ve Moğollar’dan Hazaralar’a geçmiştir.(Hac Kazım Yezdani, Defâi Hazaraha Az İstiklal ve Tamamiyeti Arzi-yi Afganistan)

 

 

 

Uzun bir süre İran dillerinin hakim olduğu bir bölgede yaşayan, okumalarına izin verilmeyen, hiçbir zaman yazı öğrenemeyen, 20-30 yıl öncesine kadar köle muamelesi gören ve hatta çocukları köle olarak satılan Hazaralar, bütün bu baskıları sonunda kendi dillerini unutmuş, bugün Farsça’nın bir lehçesi olan Dari dilini konuşur hâle gelmişlerdir.(Doç. Dr. Ali ÇELİK )

 

 

 

Günümüzde de Hazaraların durumlarında pek fazla bir değişiklik olmamıştır. Çoğunlukla, hamallık, çobanlık, lağımcılık gibi en ağır işlerde çalışan ve büyük bir kısmı bugün de hayvancılıkla uğraşan, geçimlerini bu yolla temin eden Hazaralar gördükleri bu zulümlerden sonra diğer Türk topluluklarına daha fazla yaklaşmışlar ve onlarla birlikte hareket etmeğe başlamışlardır.(Doç. Dr. Ali ÇELİK )